Mutlu Olmak?

Yazdıklarını kimse okumazdı zaten. Sevgilisi bile dayanamıyordu okuduklarına bir iki satırdan sonra. Yazdıklarında herkes mutluydu çünkü. Herkes mutluydu ve olmayacak, olamayacak hayatları anlatıyordu. Bunda kötü bir şey de göremiyordu aslında. Kendisinin de çok mutlu olduğundan yazmıyordu zaten. Çok mutlu olabilmeyi özlediği için yazıyordu. Mutlu olmuş muydu hayatında? Hatırlamıyordu. O ana kadar mutluluk olarak adlandırabileceği en büyük duygu, ayrılmak isteyip de bir türlü yakasını bırakmayan eski sevgilisinin ölüm haberini aldığında hissettiği rahatlama hissiydi. Bunu da hiç bir zaman, hiç bir yerde belli edemedi insanlara. Ölümden mutlu olunmazdı çünkü. Olunmaması gerekiyordu.

Kendini  uzun bir süre bu durumdan rahatsız olmaya zorladı. Üzülmeye çalıştı. Hatta kızın cenazesinde bir iki damla göz yaşı bile döktü. Belki de göz yaşı aksın diye zorlanırken altına sıçmaktan korkmasaydı, gerçekten de üzülmeye fırsat bulabilirdi ama insanlara gösterecek göz yaşları olmalıydı.

Sonra kutlamak istedi hayatındaki mutluluğa yakın en büyük duyguyu fakat, yapabildiği en büyük kutlama eve gidip yine herkesin mutlu olduğu, babaların evlatlarının hayırlı, arabaların ise hiç su kaynatmadığı hayatlar yazmak oldu. Tabii ecza dolabında duran bir fişek cigarayı da unutmamak gerekir! Genelde metinleri beğenilmediğinde yaktığı cigarayı, bu sefer yazılarını beğendirmesi gerekenlerin sayısı bir kişi eksildi diye yaktı.  Artık yazdıklarını tekrar dergilere göndermeye başlayabilirdi. Ne  de olsa bir iki satır okuyup da “Şu sıkıcı hikayeleri yazacağına akşamları fazla mesaiye kalsan da yazın güneye tatile gitsek!”  diyen kadın ölmüştü.  O zamana kadar hayatında hiç bir yeri ve anlamı olmayan ölüm, anlam kazanmıştı birden bire. Kazanmıştı kazanmış olmasına da,  eli tırpanlı bir canavar değildi gözünde Azrail ne yazık ki! Aksine, sevecen bir dede figürünü oturtmuştu çoktan zihninde. Kim bilir ne demişti Serpil’i almaya geldiğinde. “Hadi kızım biz gidelim de Vedat rahat rahat yazılarını yazsın” mı demişti acaba? Demese bile demiş kadar oldu!

Ara sıra kendine sormuyor değildi Vedat; “Aslında mutlu olmanın ne demek olduğunu bildiği için mi kendini mutsuz hissediyordu?” Çok düşündü bunu.  Yoksa mutluluğu yanlış mı öğretmişlerdi ona? O güne kadar yüzlerce kez açmıştı sözlüğü.  Neyle mi karşılaştı?

İsim. Bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmaktan duyulan kıvanç durumu, mut (I), ongunluk, kut, saadet, bahtiyarlık, saadetlilik.

Bu ve buna benzer yüzlerce tanım. Bir tanesinin de içinde ya da zihninde bir dalı bile oynatmamış olması iyice kafasını karıştırdı. Bütün özlemlere duyulan kıvançtı mutluluk fakat bir özlemi yoktu ki Vedat’ın. Yazmak özlemi miydi ki? Hepsinden önce neydi özlem? Bir müddet de özlemi kavrarsa, mutluluğu da kavrayabileceğini düşündü ve bu sefer de özlemi aradı sözlüklerde.

İsim. Bir kimseyi veya bir şeyi görme, kavuşma isteği, hasret, tahassür.

Kafası hepten çıfıt çarşısına döndü Vedat’ın. Hani hasret, özlemin eş anlamlısıydı? İlkokulda Türkçe öğretmeni tahtaya vura vura anlatmamış mıydı eş anlamlı kelimelerin ne demek olduğunu? Onu anlatacağına özlemin ve mutluluğun ne demek olduğunu anlatsaydı daha iyi olmaz mıydı?  Bir şeyin eş anlamlısını söylemek yeter miydi ki o şeyi açıklamaya? Bunca gece bıyıklarını tek tek yolmaktan kurtarmış olurdu onu. Kafasının iyiden iyiye karıştığı ve artık hem mutsuz hem de hiç bir şeye karşı özleminin olmadığına kanaat getirdiği bir gece yarısı, evdeki bütün sözlükleri yakarken buldu kendini.

Yazdığı metinlerdekileri mutlu olarak tanımlıyordu Vedat, mutluluğun kafasında oluşturduğu silik imge ile. Güzel kadınlarla evli yakışıklı adamların elleri bembeyaz ve tam da olması gibiydi mesela, hiç bir çocuğun ayakkabısı su almazdı ve hikayelerindeki insanların banyolarında kova olmazdı. Hiç biri kovaya doldurdukları sudan banyo yapmazdı. Duşlarında her zaman sıcak su olurdu. Mutluluk buydu işte Vedat’ın kafasında çünkü çocukluğundan beri soğuk gördü mü çatlardı elleri ve annesinin fotoromanlarında gördüğü erkeklerin ellerine benzemiyordu kendi elleri. Mutluydu o fotoğraftakiler çünkü babası çok kızıyordu onlara. “Kaldır şunları gözümün önünden, akşama kadar direksiyon sallayıp sonra da bunları pişkin sırıtışlarını izlemek kanıma dokunuyor. Hayat onlara güzel anasını satayım!” derdi ne zaman sağda solda fotoroman görse.

O ana kadar böyleydi işte tanımlar denizinde kaybolmuş Vedat’ın mutluluk ile imtihanı. O an ne mi oldu? Uykudan uyandı. Öyle aydınlanır, cevaplayamadığı soruları cevaplar gibi değil. Gerçekten uykudan uyandı. Uyanır uyanmaz kaleme kağıda sarıldı ve az önce gördüğü rüyayı yazmaya başladı. Heyecanlıydı çünkü hala mutluluğun tanımını yapamamış olsa da bambaşka bir öykü yakalamıştı. Hem yazıyor hem de bu hikayeyi daha önce bir yerde okuduğu ya da bir arkadaşından duyduğu için rüyasında görmemiş olmayı diliyordu. İntihalci durumuna da düşmek istemezdi. Şöyle başladı hikaye;

“Sağ Kulağına eğildi Serpil Vedat’ın ve”Bazen insan sevdiğinin yanında olamaz!” dedi. Saçları topluydu. Beyaz bir elbise içinde ne güzel gülümsüyordu! Mutlu gibiydi. Boynunda inci bir kolye vardı. Nefesinden gelen kokunun hangi çiçeğinki olduğunu düşünürken, sol kulağında hissettiği bir soluk ile irkildi. Soluna döndüğünde Serpil’i gördü yine. Bu sefer sonsuz bir kahkaha atan Serpil’in saçları açıktı. Bir diken tarlasını andıran kafası attığı kahkahayla öyle bir sallanıyordu ki gözleri büyümüştü Serpil’in ve Vedat’ı ezmek için bakıyorlardı sanki. Bu nasıl olurdu ki? Bir insanı hem güzel hem çirkin aynı anda nasıl görebilirdi? Hem Serpil çoktan ölmemiş miydi?

Serpil’in öldüğünden emin olmaya çalışırken uyandı Vedat. Uyanır uyanmaz da sarıldı kağıt kaleme ve yıllardır beceremediği bir şey yapmaya, mutsuz bir öykü yazmaya karar başladı. Özlemişti çünkü Serpil’i. Serpil de ölmüştü ne yazık ki.”

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s